Note di irem ((63)) 

Attendere...
La nota immessa è troppo lunga. Abbreviala.
Immissione non effettuata. Riprova.
Impossibile pubblicare la nota. Riprova più tardi.
Per pubblicare la nota devi avere l'autorizzazione di un genitore. Chiedi autorizzazione
Uno dei tuoi genitori ha disattivato le note.
Impossibile eliminare la nota. Riprova più tardi.
Hai superato il numero massimo di note che è possibile pubblicare in un giorno. Riprova tra 24 ore.
La funzione di registrazione note è stata disabilitata per il tuo account perché i nostri sistemi indicano che potresti aver inviato posta indesiderata ad altri utenti. Se ritieni che il tuo account sia stato disabilitato per errore, contatta il Supporto tecnico Windows Live.
Per poter pubblicare la tua nota, completa il controllo di sicurezza.
I caratteri digitati nel controllo di protezione devono corrispondere ai caratteri dell'immagine o della riproduzione audio.

Per pubblicare una nota, accedi con il tuo Windows Live ID (il tuo account Hotmail, Messenger o MSN). Accedi


Non hai ancora un Windows Live ID? Registrati

kırık hayallerim

sözlerin bittiği yerde başlıyordu ayrılık
kelimler susmuş, yürekler ağlamış
gözler vakitsiz bir ayrılığın
acılarında kan çanağına bürünmüş
oy benim yaralı yüreğim
oy benim kendini bilmez sevdalı yüreğim oyyy
Biliyorsun artık buralar bize göre değil,
Yükle bütün umutlarını
Hayaller peşi sıra gelir ardından
Yeni bir limanda demir atmak mı?
Töbeler töbesi olsun bu son.
Bu kırıklarla nereye gideyim söylermisin yüreğim
Bu kırıkları nasıl tamir ederim...

HADİ YÜKLE UMUTLARINI YÜREĞİM
BU SON....
SEVMEK YOK BİDAHA
KANMAK YOK O BAKIŞLARA
HADİ YÜREĞİM
KALK GİDELİM...
BURALAR HİÇ BİZE GÖRE DEĞİL.....
13 Ott.
yakuphan uluha scritto:
Çok seven insan aynı ölçüde unutmalı...

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar ne yastık.Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.Sen hangi karanlık yamaçlardan geldin oturdun ortasına yorgun gönlümün?En soylu sancıları taşıyan yüreğimi dinamitle yani içimdeki boranı kurşunlara çeviren ve aşıp giden tepeleri sensin ey sevgili...Savaş görmüş çocukların diliyle söylediğim yanık türkü....Aşkın tadı mı kalır görmeyince yüzünü..?Zamanla ben ılık bir yağmur,sen kara bulut gibiydin.Akıtıyordun beni içinden duygusuzca her mevsim...Ne zaman duracağımı bilmeden teslim etmiştim ellerine kendimi.
İstediğin zaman saklıyordun,istemediğin an bırakıyordun beni bitmeyen fırtıların ellerine...Savunmasızca bekliyordum ama beklediğim zaman hiç uğramıyordu.Yerlere çarpan bedenim hiç pes etmeyi beceremiyordu.
Büyük kasırgalar atlatıyordum bedeninde.Her defasında başka şehirleri ıslatıyordum.
Güneşim doğmuyor,rüzgarımsa seni dağıtmaya yetmiyordu! Bense seni terk etmeyi beceremiyor,sen yeniden başlayasın diye tekrar tekrar kendimi bitiriyordum.Bana acıdan başka hiçbirşey yaşatmasanda ben seninle olmalıydım ve yerden yere vurmalıydın her ayaz beni.Kaybetmeliydin hiç bulamaya casına kendimi,kasırgalara göğüs germeliydim.Doğmayacak güneşimi,esmeyen rüzgarımı beklemeliydim.
Gökyüzünden senin nefretinle akmalıyım yeryüzüne.Duygusuzca sevişmeliyim şehirlerler...Bir sandal açılmakta şimdi tek başına, içine koca umut parçalarımı doldurmuş gitmekte, Kaybolmakta bilinmezliğe… Kalbimin kırıkları kan kırmızı rengin içine gömülmekte çığlık çığlığa…
Yollarına sermişim hepsini, gelirsen kanasın diye dört bir tarafın, Vazgeç diye gelmekten her tarafa dökmüşüm gümüş rengi cam parçalarını… Sensiz geçirdiğim bir gece daha oluyor.İçimde yine hüzün, yine yalnızlığın buruk acısı, yine büyük özlemin içimi kemiriyor bu gecede.
İstemiyorum gece olmasını... Korkuyorum sensiz karanlıktan, her geceki gibi yine sensiz hayallerim, yine bu ızdırap, yine bu yüreğimin çığlığı, yine bu derin çığ.... Ne zaman son bulacak bu bekleyiş, ne zaman bitecek bu isyan...
Sevmiyorum geceleri... Bu ıssız sokaklar yalnızlığımı kamçılıyor, sensizliği yaşatıyor bana. Ürkek bir çocuk gibi kapkara gökyüzüne bakıyorum endişeyle, durduramıyorum bu ızdırabı, üşüyor yüreğim sensizlikten. Nefret ediyorum gecelerden....
Öylece bakıyorum bomboş gözlerle etrafa, yoksun yine...Rüzgar esiyor delice, saçlarımla oyun oynuyor, yüzüme vuruyor bir tokat gibi gecenin ayazı
Olmasın artık gece... Gözyaşlarım beni dinlemiyor, yüzüm gözümde dağılır benim ağlayınca.Hiç umurumda değil, bu gün yorgun düşene dek ağlayacağım...Çok nadir ağlarım ben aslında. Gözyaşlarım hep utanç vermiştir bana, oysa ne kadar insan olmanın ispatıdır onlar bilirim.
Bilirimde yine de onları hapsederim, tutarım gücümün yettiğince.
Bu gün gücüm tükendi, ne titreyen ellerimi durdurabiliyorum yeterince, ne de gözyaşlarıma sözüm geçiyor hükmümce.
Artık sevincini onlar yaşıyor, bedenim den ayrılıp özgürlüklerini kutluyorlar sanki.
Bu bir kurtuluş onlar için, Karanfil kokusuna henüz doymuş ve daha yeni çocukluktan soyunmuş şık bakışlı bir hal oturuyor dizlerimin yamacına.İrkiliyorum hafifçe,estirdiği merhabayla.Yüzümü boyuyor çehresine dizilmiş bir çift gün ışığıyla.Bu kadar aydınlığı nereden bulmuştu,yoksun halimi nereden görüp hiç tereddütsüz canıma komşu olmuştu!?
Zaman aşımına uğramalı tüm tasalar. Hiç sevilmemiş, hiç yaşanmamış gibi yabancılaşmalısın. Tesadüfen bir yerde adın geçtiğinde, irkilmemeliyim. Hakkında sorulan her soru cevapsız kalmalı. Çok seven insan aynı ölçüde unutmalı...

( Yazan..Yakuphan Ulu )
30 Ago.
sevecen-_-​21 canha scritto:
DEMİR KEFEN
Sana öyle bir türkü söylemeliyim ki
dile değilse de ezgiye gelsin
sana duyduğum bu sahra kuraklığı
belki gözlerinden
bir kaç damla kurtulur da
cızırdar kalbimin çeperinde
ve uzanır ellerime ellerin
dinlemezler aramızdaki
bunca yalan uzaklığı
...
Sana öyle bir türkü söylemeliyim ki
sesimin yangınında
serinlemeli sevdam
Gel yarim!
gözlerime dolsun
o ziyâ o sima
O ZÎLAN
o yıldız tufanı endam
...
Sana öyle bir türkü söylemeliyim ki
sesime gelsin diye
Bir savaşçının nasıl
mitralyözünü yanına devirip
yüklü sırtını bir taşa dayadığı
ve alnına vuran akşam güneşinin
O'na nasıl kızıl-ipil
öpücükler yağdırdığı
ve onun bir ceylan sekişiyle
akşamın alaca karanlığında
bir ermiş gibi
nasıl görünmez olup aktığı
ve bende nasıl bir hayret
ve hayranlık bıraktığı
...
Sana öyle bir türkü söylemeliyim ki
kocaman harfler
ve cesur kelimelerle
haykırmalıyım uzak sessizliğine
dağların vadilerin
çeperlerine vura vura
varmalı sana
nidaya çatallaşan sedalarım
duy ki adın dilime değende
nasıl bir çocuk sadakatiyle
bir sevinçle ürperirken
sınırsız bir kederle ağlarım
...
Sana öyle bir türkü söylmemeliyim ki
hıçkırıklarım cam kırıkları gibi
yayılsın aramızdaki gün ve gecelerin
infazlara şahit kuytularına
ninnilerce mırıltılar bırakmalıyım
gecenin bardağı yarılanırken
ve sen bir kelebek gibi
titremekteyken uykularına
ki serilsin sesim ansız ve apansızın
tekliğe kıvrılan bedenine
bu kez duyarsın belki
nasıl salıyor hasretin beni
bu yalnızlık ve ıssızlık matemine
...
Sana öyle bir türkü söylemeliyim ki
ne beter susadığımı
hayâlinin zemzem köpürüşü pınarına
kanmalıyım bir kardeş öpüşle
gözlerine hilâllenen kapkara kaşlarına
...
Sana öyle bir türkü söylemeliyim ki
-salt hikâyeden ibaret de olsa
bülbülün güle hasretini-
ve baharın gelişine uzak esaretimi
bilesin sevgili
hiç bir şey alıkoyamaz beni senden
en korkunç korkular bile kıramaz
yoluna dükelmenin cesaretini
...
Malumun olsun
ortalık çekilip sesler durulanda
her kes kimsesizliğine sığınanda
gözlerimi tavanlara dikmek
adımlarımı dört duvara hapsetmek
nasıl dokunmaktadır kanımdan iliğime
mezarım sensizlik olsun
yokluğun demirden bir kefendir bedenime
...
9 Ago.
Zaman Geçiyor...
Nefes almak bile zor geliyor bazen insana.
İhtiyacın olduğunda kimse kalmıyor etrafında.
Pembe arkadaşlıklar yok oluyor karanlıkta.
Acı çekmeye de alışıyorsun zamanla...
Bir süre sonra anlıyorsun çocuk olmadığını.
Kaldırabiliyorsun artık yüreğinin ağırlığını.
Geçmişin katili olup, yeni umutlar doğurmayı,
Öğreniyorsun zamanla,hayat olgunlaştırıyor insanı.
Kötü anları çabuk atlatıp gözyaşını silmeyi,
Zor da olsa, sorumluluk üstlenmeyi,
Karanlıkta dışarı çıkıp yağmurda yürümeyi,
Seviyorsun zamanla, daha çok istiyorsun büyümeyi.
Zaman geçiyor, arıyorsun içindeki saflığı...
Yalnızlık acı veriyor, kalbinde yaşanmayanların pişmanlığı,
Eskiye dönüp sahip olduğun masum inancını,
Kazanmayı arzuluyorsun, sıfırlıyorsun hayatını...
yazan cahit akay
:::::::::::::::::::
Bir ateş düşerde yüreğine, ararsan beni sevdiğim
Bil ki yoruldum, gidemedim, uzaklarda değilim...
Yarım kalmış, çaresiz sevdaların, ilk acısında,
Oynanmış, kırılmış gönüllerin, son sancısında,
Gidene dökülen gözyaşının, her damlasında,
Sevmeye küsmüş yüreğinin, tam ortasında,
Yokluğunla beni başbaşa bıraktığın yerdeyim...
yazan cahit akay
::::::::::::::
BiLİR MiSiN? <<

Tam sInIrdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek...
Ama... Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurşun.
Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup ağlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
yazan cahit akay
26 Lug.
GÜZ RÜZGARLARI
Güz rüzgarları esmeye başladı yine
Günler biraz daha kısa
Gölgeler biraz daha uzun şimdi
Baharda ektiğimiz çiçek açtı ve soldu
Aynı hiç bitmeyecek sandığımız, aşkımız gibi
Açtı ve soldu

Şu ıssız yollarda
Yalnızlığın ayak sesleri karışıyor, güz rüzgarlarına
Sessiz bir hıçkırık
Gizli bir ağlayış var sanki uğultusunda

Güz rüzgarları esmeye başladı yine
Üşümek zamanı yaklaşıyor
Hüzün dolu güz yağmurları
Bir beni, birde sensiz yolları ıslatıyor

Baktım da sağıma, soluma
Anladım, kimsenin gözü kimseyi görmüyor
Herkes düşmüş kendi derdine
Güz rüzgarları esmeye başladı yine
Bir telaş var kuşlarda bile
Daha acımasız dövüyor sahili, dalgalar
Ne zengin fakiri acıyor, nede genç yaşlıyı
Ne hale gelmiş, nereye gidiyor şu insanlar

Köpük köpük, dalga dalga
Kabarmış bulutlar
Farkında mısın kardeş
Bu yıl güz rüzgarları daha şiddetli esiyor
Acaba biz mi yaşlanıyoruz
Yoksa şimdi daha mı soğuk
Ondan mı üşüyoruz
Hissediyor musun kardeş
Artık güz rüzgarları daha şiddetli esiyor...
(yazan cahit akay)
1 Lug.
bintepeler xha scritto:
HALA KOYNUMDA RESMİN


Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin

Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin

Gün akşam olur elinde kitaplar
ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
bir kez bile unutmadın "merhaba" demeyi
ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin

Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç
Hâlâ koynumda resmin

Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
yasak bir kitap gibi durmaktadır
ve firari bir sevda gibi
Şimdi duvarlarda resmin



7 Giu.
Ne Demek Geliyorsa İçimden Sana
Biliyorum çok oluyorum gecelere ve sığamıyorum kendi kabında devingenliğini örtbas etmeye çalışan yorgun bir yüreğe. Vedasızlığına alışmaya başlamışken hayatın yağmurlar çıkageliyor. Tenim artık eskisi gibi çoğalamıyor hüzüne her adımda bir anlam bulamıyor tükenmişliğe. Ve ben tüm gücümle buradayım işte.

Nihayetinde arzulanan aşkları,sevgileri,mutlulukları topluyor bir yanım. Mıknatıs gibi ve belkide zıt kutupların birbirini çekmesi gibi çekiyor geceme yağmurdan arta kalan bulutlarımı. Yaşamak diyorum bu belirsizlikte ve öpebilmek sevdayı. Zor olan taraflarından gülümseyebilmek gibi birşey hayata. Tanımsız silüetlere şiir okumak, bir tarafından gizlice tutunabilmek aşklara. Bu kadar zormu acaba.

Şimdi durdurulamaz olanın en ayrıntılı tasvirlerinde zamana terkediliyor hayal ötesi yalnızlıklarım. Ve durup dinlenmeden ,koşup düşmeden nasılda çoğalıyor umutlarım. Gülebiliyorum şimdi. Şimdi daha çok yakınlığına aşk büyütebiliyor yamalı yüreğim.

Biliyorum ile başlayan cümleler kuruyorum. İçinde sana ait olan düşlerden mutluluklar türetiyorum. Şiirlerde türevini aldığım aşkın yazılara tercümesini yapıyorum. Yazılarda giyindiği anlamları bir bilsen nasılda sahipleniyorum.

Sabaha daha var. Kimse yok burada. Bir yalnızlık bir ben. Birde sen düşlerime misafir gelen. Ağlamak yağmurların işi ey sevdası yorgun yüreğim. Ve yazıda geçen anlamlarıdır içimde sabahlara kadar büyüyen.

En sevdiğim şarkı çalınıyor gecemde. Bir kenarına yaslanıyorum göremediğim yüzünün. Ve coğrafyasında tükenirken gençliğim. Satır aralarında kalıyor sana sarılan yüreğim.

Sessizliği ancak böyle olduğum zaman sevebiliyorum. Çoğulluğun, yontularında kaos olmak bana ancak hüzüne istektir, ve her bitiminde seslenişin ve sana ait olan yazının son noktasında bana kalan ayrılığa sitemdir.

Bugün yine heyecana mağlup olurken şehir adı verilen çoğullukta, sesini duyar ve sevinirmiyim yanımda olduğuna inanışıma. Yağmur yağmasın artık ne olur alışmışken seni tanıdığım zamanlarıma. Yazık olmasın ne olur.

İşte böyle bir geceden peşime takılan kelimeleri okudun yüreğine kendi içinden. Keşke duyabilsem dediğim zamanlarımda duyabilirmiyim acaba bu satırları sana ait o en güzel sesten. Ve geçerken gözlerinin önünden. Gülebilirmiyim acaba sana ait olan o en güzel düşüncelerden. Yüreğime aldanıpta sevebilirmiyim sabahları hep seni düşünerekten,seni zamansızca özleyerekten sen çekip gitmeyi sevdin....
yazan cahit akay
slm canım arkadaşım nasılsınız
bir afta aranızda yoktun yeni geldim
sizleri özledim allah emnaet olun
sevgiler saygılar
o gülen yüzünüz umarım hiç üzülmez
dayıma güler
7 Giu.
... ...ha scritto:
HATA BENDE Mİ?
===========

İlişkilerde; sen daha iyisine layıksın, diyen bayanlar... Acaba; kurtulmak için kendilerini mi, küçültmektedirler...

Hep düşünmüşümdür...

Bu, onlar için; kaçış veya kurtuluş yolumudur?

Nedir?

=======================
Osman YALÇINKAYA (Yoksul Adam)
=======================
27 Mag.
... ...ha scritto:


BEN, BİR HİÇ'İM... YA; SEN... YA; SEN NE'SİN...
==============================

Kısacık bir öykü, ama hayatıma yön veren bir öykü...


Devrin valisi; emrindeki yöneticiler ile, lüks bir arabayla girer şehre... Yol kenarlarında insanlar; iki büklüm el pençe divan selamlarlar, vali'yi... Bütün bu şatafatlı yalakalık gösterileri arasında; vali'nin gözleri, bir sokağın köşesinde yere çökmüş olan ve etrafındaki hiçbir şey ile ilgilenmeyen; bir yoksul adam'a takılır...

Elbisesi eski, saçı birbirine karışmış; bu yoksul adam'ın olduğu yere gelir; vali... Sinirli bir bakışla, vakur ve sert bir ses tonu ile bağırır yoksul adam'a : "Hey, adam; herkes benim şehre gelişimi el pençe karşılarken, bana yalakalık yaparken, sen kimsin ki; yerinden bile kıpırdamıyorsun?

Yoksul adam; istifini hiç bozmadan, buğulu gözlerini vali'ye çevirerek : "Ben, bir hiç'im" der...

Vali; daha da hiddetlenir : "Ne demek, hiç... Senin; bir ad'ın, şan'ın, ünvan'ın yok mu?" der...

Yoksul adam : "Senin var mı? " der, vali'ye...

Vali; iyice sinirlenir, ama cevaplar : "Gafil adam; nasıl anlamazsın, ben valiyim" der...

Yoksul adam; aynı ses tonu ile, sorar yine : "Peki; daha sonra, ne olacaksın?"

Vali : "Başbakan olacağım" der...

Yoksul adam : "Peki, daha sonra?" der...

Vali : "Cumhurbaşkanı olacağım" der...

Yoksul adam : "Peki ya, daha sonra?" der...

Kısa bir an, duraksar vali : "Hiiiiiç" der...

Ve... Sadece gülümser, yoksul adam; vali'nin yüzüne bakarak... Vali; yoksul adam'ın, ne demek isteğini anlamıştır...

Bu kısa öykü'yü; ilk yazdığımda, benim ruhumun "hiç kimse" olmak isteyen yoksul adam'ın öyküsünü bulduğumu anlamıştım... Hepimiz; hep başka birileriyiz, aslında... Sevdiğimiz, beğendiğimiz, örnek aldığımız, kıskandığımız, yerinde olmak istediğimiz birilerinin; seslerini, sözlerini, bakışlarını ve tavırlarını alıyor ve sanki bize ait'miş gibi kullanıyoruz... Kendimiz olamıyoruz, bir türlü...

Sabahları kalkıp; elbise dolabımızın önünde durduğumuzda, giyeceğimiz elbiseye ve yanına gideceğimiz insanlara, en çok uyacak maskeyi de; seçiyoruz, elbiselerimizin yanında duran maskelerimizin arasından....

Hep daha fazlasını istiyoruz, ama aslında giderek hep daha az alıyoruz... Bütün ömrünü; kariyer, güç ve para peşinde; gece gündüz çalışarak geçiren insanların, günün birinde bütün kazandıklarını, elindekileri kazanırken yitirdikleri sağlıklarına, harcadıklarını görüyoruz...

En; can alıcı, nokta ise... Bir ömrün sonunda; evleri, arabaları ve para kasaları olan insanların, bütün bunları kazanırken kim bilir kaç gerçek aşk'ı yitirdiğini ve günün birinde yaşlanıp başlarını yaslayacakları, bir sevgili omuzu aradıklarındaysa; soğuk ve rutubetli ev duvarlarının, lüks araba koltuklarının ve çelik para kasalarının bir sevgilinin yerini tutmadığını, acı içinde fark ettiklerine şahit oluyoruz... Onlar için; iş işten, çoktan geçmiş oluyor...

İşte; bu sebepten, yoksul adam'ın biriyim ben... Bir çoğunuz merak ediyor ya; neden yoksul adamsın, kimsin sen diye, soruyorsunuz ya bana... Bu yüzden, yoksul adamım ben; yani, bir "hiç" yüzünden...

http://www.yoksuladam.spaces.live.com

http://www.yoksuladam.co.cc

=======================
Osman YALÇINKAYA (Yoksul Adam)
=======================


26 Mag.
Kırık sevgi
Seni Seviyorum...
Belki sana bir umut kadar yakın
Belki sana bir düş kadar uzağım
Gül kokulu teninde keskin bir bıçağım..
Kanatır ellerim,parçalar yüreğini
Gül olsam elini acıtırım..
Rüzgar olsam tenini...
İnsan olsam yüreğini acıtırım
En iyisi yok olayım
Kendimi acıtayım...
Ama yokluğumda seni acıtır
O zaman tek çarem ben olayım
Sen istediğinde yanında olayım hep..
Kızdığında susarım, üzmem seni
Gözüm görmesin dersen'de kaybolurum,görmezsin
İstediğinde yine gelirim, çünkü özlersin
Ortalıkta yokkende severim seni, sen bilmezsin
Peşindeki karanlık olurum hissetmezsin
Su olurum içtiğin, nefesin olurumda..
Ah bir bilsen, hayret edersin...
Ben seni nefes diye içime çekmişim
Su değilmiş içtiğim....
Hiç bir yolu yalnız yürümemişim...
Karanlıklardaki gölgelerdeymişsin de bilmemişim..
Korktuğum ölüm değil, sensizlikmiş...
Ağladığımda dökülenleri göz yaşı sanırdım..
Ve bulutlardan döküleni yağmur....
Meğerse hep iki kelime demekmiş
Seni seviyorum...
Yürüdüğün yolu...Attığın adımı...
İçine çektiğin havayı....
yazan cahit akay
mrb arkadaşım nasılsın
en güzel günlerin salık neşe getirmesi dileyimle
sevgiler saygılar
allah emnaet olun
arkadaşım
22 Mag.
YAMURUN KIZI
aşkın alevinde yanıyordu yüzün
yağmurun kızı, diyordu sana herkes
güneş, dudaklarını ısırıyordu, görmüştüm
mavinin ıslak tarihinde buluyordum seni
üşüyen ellerindi üşümüşlüğümü örten

aynaların bittiği yerdeydi güzelliğin
gecenin nemli göğsünde ıslanıyordu yüzün
lacivert şafakların kızıl ufkunda
fırtınanın sesiyle kaçıyordun
dönüşü olmayan denizlere...

güneşin yüreğinde isyan bayrağı açan
eski ve yaralı bir ülkeden geliyordun
şarabın gizemli gülüşünü gezdiriyordun
deniz kokulu ormanların yeşilinde çoğalarak
güne düşmüş mevsim gibi dans ediyordun

şimdi
sevginin yeşil kıyılarında kayboluşunu anlat
dudağında sarı bir kuş gezinsin, sevineyim
son martların ayak izlerine basarak
çekip gideyim, bu yakamoz şehrinden

kimsesizliğin, biriksin avuçlarımda
daracık sokakların ıslak kaldırımları
konuklasın küçük ayaklarını, övüneyim
ve yalnızlığımdan arta kalan soğuk gölgeyi
kiraz mevsiminde kuruyan kızıl tenine süreyim...
yazan cahit akay
selam ve dua ile
saygı ve sevgilerimle
her şey gönlünüzce olsun
allah emanet olun
sevgiler
2 Mag.
_____✿❀✿❀✿❀✿✿❀
___✿❀✿❀✿❀✿✿❀✿✿
__✿❀✿❀✿❀✿✿❀✿✿❀
_✿❀✿❀✿❀✿✿❀✿✿❀✿_________✿❀✿❀✿❀
_✿❀✿❀.✿❀✿✿❀✿❀✿❀______✿❀✿✿❀✿✿❀✿
__✿❀✿❀✿❀✿✿❀✿❀✿❀✿___❀✿✿❀✿✿❀✿✿❀
___✿❀✿❀✿❀✿✿❀✿✿❀✿❀✿❀✿❀✿✿❀✿✿❀✿
____✿❀✿✿❀✿✿❀✿✿❀✿❀✿❀✿.❀✿✿❀✿✿❀✿
______✿❀✿✿❀✿✿❀✿.✿❀✿❀✿❀✿.✿❀✿✿❀✿
_______✿❀✿✿❀✿✿❀✿✿❀✿❀✿❀✿✿❀✿✿❀
_________✿❀✿✿❀✿✿❀✿✿❀✿❀✿❀✿✿❀✿
__________✿❀✿✿❀✿✿❀✿✿❀✿❀✿❀✿✿
___________✿❀✿✿❀✿.✿❀✿✿❀✿❀✿❀
_____________✿❀✿✿❀✿✿❀✿✿❀✿❀
______________✿❀✿✿❀.✿✿❀✿✿❀
_______________✿❀✿✿❀✿✿❀✿✿
________________✿❀✿.✿❀✿✿❀
_________________✿❀✿✿❀✿✿
__________________✿.❀✿.✿❀
___________________✿.❀✿.✿
____________________✿❀✿
_____________________✿❀
______________________✿
________________________
Aklıma düştü gözlerin
Boynumu büktüm ağladım
Elveda dediğin yerin
Yanına çöktüm ağladım

Anılar gezdi kanımda
Seni aradım yanımda
Tesbih gibi her anımda
Hasreti çektim ağladım

Her seven boyun eğmiş
Ayrılık ne yaman şeymiş
Gözden yaş dökmek neymiş
Gözümü döktüm ağladım

İçim garip gönlüm darda
Gözlerim karşı duvarda
Ben her akşam aynalarda
Yüzüne baktım ağladım
2 Mag.
ÖZÜR MEKTUBU
Sevgilim sana nasıl söyleyeceğim, nasıl yazacağım.. Kelimelerim yetersiz, kalemim tutuk. Sana öyle hasretim ki bütün sözler ifadesiz. Senden önce yaşamamışım, senden önce ben ben değilmişim.Sen gittiğinden beri yine kendimde değilim. Seninle yaşadıklarım yetmiyor, anılar kalbimin acısını dindirmiyor.Ayrılık kapıyı çaldı, seni benden aldı.. artık içeri hiç kimse giremiyor. Sevemiyorum kimseyi, gözlerim senden başkasını görmüyor. Ellerim senden başkasına gitmiyor. Dudaklarım senden başkasını öpmüyor. Geceleri bir yorgan gibi çekip üstüme, karanlığı örtüyorum. Uzak yıldızların ışığı bile bu karanlığı delip geçmiyor. Yıldız yok, ay yok, bulut yok.. umut yok sevgilim. Umutsuz yaşanmıyor. Sokağa çıksam attığım adımlar boşlukta geziniyor, yağmurlar yağsa damlalar bana seni söylüyor. Çiçeklerin boynu bükük, güneş bitmiş. Dünya benden hesap soruyor. Bu ceza çok ağır sevgilim, bana reva gördüğün bu ceza çekilir gibi değil. Yüreğim sökülüyor. Hatamı biliyorum, yanlışın farkındayım. Senden özür dileyecek yüzüm yok. İstersen kapının eşiğinde küçük bir taş olayım itip kaktığın, yeter ki uzaklara fırlatıp atma beni. Pencerende bir kuş olayım, elinin tersiyle uçurma beni. İnce parmaklarında solgun bir çiçek olayım, buruşturup kırma beni.. Susup gittin, çekip gittin. Bir namlunun ucuna kurşunu sürüp gittin. .Ama öyle kaskatı öyle ağır ki ruhum, can damarım kesilse bir damla kanım akmaz. Gözlerim ufka dikili, bir küçük kızıl ışık bekliyorum senden..Bir aydınlık teli.. Bir umut.. affeder misin beni?
yazan cahit akay
en güzel gününüz salık mutluluk hoş görü neşe mutluluk dilerim sevgilerimle CANIM ARKADAŞIM A.E.O
23 Apr.
işte sabah...
Lal dudaklı bir sevgili zaman seni alnından öpüyor
Her şafak gözlerini açtığında yerde buluyorsun kendini
işte bi kez daha varsın
Bikez daha var edilmişsin işte
Elinden tutuyor zaman
Taze bir güne yolculuyor seni sevgili
Kendini unuttuğun yerde yeniden hatırlanıyorsun
Kendini unutturduğun demde yeniden insan oluyorsun
Uyanıyorsun ete kemiğe büünüyorsun
insan oluyorsun...
Anlaki sen kendine ait değilsin
Bir göz kapağının ardında yitebilirdin
Gecenin koynunda sevdiklerinden kopabilirdin,
Zaman nehri ayırabilirdi,beni benden canı bedenden...

Pek zayıfsın,pek kolay inciniyorsun
Seni yaralayan ne çok şey var
Kanadı kırık kuşlar önce senin kanadını kırıyor
Düşen yapraklar önce senin yüreğine hüzün düşürüyor
Hüznün için bin bir bahane var
Uçurumlar önce seni yutuyor
Hep dağların ardına savruluyorsun

Kerem seni arıyor,aslı sana özeniyor
Leyla çölde seni bekliyor,mecnun sana ağlıyor
Zaman seni senden alıyor
Sürekli uçurumlar açıyor önünde
Yangınlar sunuyor göğsüne
Dağlar dağlardan uzaklaşıyor
Kalpten kalbe çöller büyüyor
Hayır...hayır elin birşeye yetişmiyor
Parmaklarının arasında dökülüyor an
ömrün sevdalarına yetmiyor
öyle ki...
Her an ayaklarına batan cam parçası gibi kanatıyor seni
Yüreğini kanatıyor,acıtıyor

Bak vakit sabah,taze gün seni bekliyor
Ama yüklerin ağırlaşacak bil,belin bükülecek
Dünya seni çağırıyor,ömrün azalacak,zaman tenini yoklayacak,
Ruhun sıkılacak
şimdi şu halde elini eline veren,güneşi sabaha gönderen
Yağmurları alnına değdiren,sonsuz kudret sahibine
Halini arz etmeyecekmisin...
şimdi şu halde...
En ince dertlerini bilen,belli belirsiz fısıltılarını işiten
içinin ve içini bilen,sonsuz rahmet sahibinin huzuruna varıp
içini dökmeyecekmisin....

Bak seni bekliyor sevgilin...
Yangınını ona sunsan,bütün yangınlar söner
Gözlerini ona açsan,bi de onunla yansan
Alnına serinliğini dokundursan,yaralarını onunla kanatsan
Onunla ağlasan…

Ağla,ağla ki göz yaşlarına tek kanıt olsun
Ağlaki sevdalarını onun başucuna toplayasın
Aşklarını toplasın alnında
Ağlayasın,ağla!
Ağla ki kanayan kalbinden sızılar vursun yüzüne
Ellerin sevgilinin yüzüne koşsun
Dağ dağa kavuşsun
Yüzler yüzlere baksın
Sular sularda boğulsun
Yüzün sevdiğinin yüzünde kalsın
Ağla,ağla ki zaman sana kalsın
Zaman içinde kıvrım kıvrım yol olsun sonsuzluğa uzansın
Ağla göz yaşın yüzünü yıkasın
Haydi sevgiline koş,gecenin örtüsü dağılsın
şafağın saçları dökülsün,bütün küsmeler küsüşsün
Yalnız kalsın kavga kavgaya,tutuşsun,kalbinden vurulsun
Hüzün hüzne bölünsün,azalsın sıfırlansın
Ağla ağla ki,gurbet gurbeti gurbete göndersin
Ağlaki gözünün yaşı ırmağa kavuşsun

işte sabah,zamanın nehri göğsüne sokuluyor
Anlamını sende arıyor varlık
Yüzünü yüzünün ianesinde seyrediyor
Alnına RABBiN ışıklar dokunduruyor
işte seccaden alnını öpmeye geliyor
Secdeler seni uçurumlardan uçuruyor
Sevgilinin diyarına taşıyor
Anla artık anla!
Ağla hilal dudaklı bir sevgili yolunu gözlüyor
Zaman seni sensiz kılıyor
Namaz seni sen kılıyor
Namaz insanı insan kılıyor
Namaz insanı kılıyor
Namaz insanı insan kılıyor…..

Kanadı kırık kuşlar gibisin,mecnun sana ağlıyor
Bülbül seni her gün gülden soruyor
Kanadı kırık kuşlar gibisin,mecnun sana ağlıyor
Zaman seni senden çalıyor…
Ağla yüreğinle,ve ağla göz yaşın sana ağlıyor…
SLM VE DUA İLE HAYIRLI CUMALAR ARKADAŞIM AEO
sevgilerimle cahit akay
17 Apr.
hakan erha scritto:
hakan00_25@hotmail.com
6 Apr.
işte sabah...
Lal dudaklı bir sevgili zaman seni alnından öpüyor
Her şafak gözlerini açtığında yerde buluyorsun kendini
işte bi kez daha varsın
Bikez daha var edilmişsin işte
Elinden tutuyor zaman
Taze bir güne yolculuyor seni sevgili
Kendini unuttuğun yerde yeniden hatırlanıyorsun
Kendini unutturduğun demde yeniden insan oluyorsun
Uyanıyorsun ete kemiğe büünüyorsun
insan oluyorsun...
Anlaki sen kendine ait değilsin
Bir göz kapağının ardında yitebilirdin
Gecenin koynunda sevdiklerinden kopabilirdin,
Zaman nehri ayırabilirdi,beni benden canı bedenden...

Pek zayıfsın,pek kolay inciniyorsun
Seni yaralayan ne çok şey var
Kanadı kırık kuşlar önce senin kanadını kırıyor
Düşen yapraklar önce senin yüreğine hüzün düşürüyor
Hüznün için bin bir bahane var
Uçurumlar önce seni yutuyor
Hep dağların ardına savruluyorsun

Kerem seni arıyor,aslı sana özeniyor
Leyla çölde seni bekliyor,mecnun sana ağlıyor
Zaman seni senden alıyor
Sürekli uçurumlar açıyor önünde
Yangınlar sunuyor göğsüne
Dağlar dağlardan uzaklaşıyor
Kalpten kalbe çöller büyüyor
Hayır...hayır elin birşeye yetişmiyor
Parmaklarının arasında dökülüyor an
ömrün sevdalarına yetmiyor
öyle ki...
Her an ayaklarına batan cam parçası gibi kanatıyor seni
Yüreğini kanatıyor,acıtıyor

Bak vakit sabah,taze gün seni bekliyor
Ama yüklerin ağırlaşacak bil,belin bükülecek
Dünya seni çağırıyor,ömrün azalacak,zaman tenini yoklayacak,
Ruhun sıkılacak
şimdi şu halde elini eline veren,güneşi sabaha gönderen
Yağmurları alnına değdiren,sonsuz kudret sahibine
Halini arz etmeyecekmisin...
şimdi şu halde...
En ince dertlerini bilen,belli belirsiz fısıltılarını işiten
içinin ve içini bilen,sonsuz rahmet sahibinin huzuruna varıp
içini dökmeyecekmisin....

Bak seni bekliyor sevgilin...
Yangınını ona sunsan,bütün yangınlar söner
Gözlerini ona açsan,bi de onunla yansan
Alnına serinliğini dokundursan,yaralarını onunla kanatsan
Onunla ağlasan…

Ağla,ağla ki göz yaşlarına tek kanıt olsun
Ağlaki sevdalarını onun başucuna toplayasın
Aşklarını toplasın alnında
Ağlayasın,ağla!
Ağla ki kanayan kalbinden sızılar vursun yüzüne
Ellerin sevgilinin yüzüne koşsun
Dağ dağa kavuşsun
Yüzler yüzlere baksın
Sular sularda boğulsun
Yüzün sevdiğinin yüzünde kalsın
Ağla,ağla ki zaman sana kalsın
Zaman içinde kıvrım kıvrım yol olsun sonsuzluğa uzansın
Ağla göz yaşın yüzünü yıkasın
Haydi sevgiline koş,gecenin örtüsü dağılsın
şafağın saçları dökülsün,bütün küsmeler küsüşsün
Yalnız kalsın kavga kavgaya,tutuşsun,kalbinden vurulsun
Hüzün hüzne bölünsün,azalsın sıfırlansın
Ağla ağla ki,gurbet gurbeti gurbete göndersin
Ağlaki gözünün yaşı ırmağa kavuşsun

işte sabah,zamanın nehri göğsüne sokuluyor
Anlamını sende arıyor varlık
Yüzünü yüzünün ianesinde seyrediyor
Alnına RABBiN ışıklar dokunduruyor
işte seccaden alnını öpmeye geliyor
Secdeler seni uçurumlardan uçuruyor
Sevgilinin diyarına taşıyor
Anla artık anla!
Ağla hilal dudaklı bir sevgili yolunu gözlüyor
Zaman seni sensiz kılıyor
Namaz seni sen kılıyor
Namaz insanı insan kılıyor
Namaz insanı kılıyor
Namaz insanı insan kılıyor…..

Kanadı kırık kuşlar gibisin,mecnun sana ağlıyor
Bülbül seni her gün gülden soruyor
Kanadı kırık kuşlar gibisin,mecnun sana ağlıyor
Zaman seni senden çalıyor…
Ağla yüreğinle,ve ağla göz yaşın sana ağlıyor…
SLM VE DUA İLE HAYIRLI CUMALAR ARKADAŞLAR AEO
sevgilerimle
cahit akay

3 Apr.
14 Mar.
Türk Töresi: "Türk hukuku", "Türk nizamı" demektir. Türk Töresi' nde her Türk' ün toplum içindeki yeri, sırası ve vazifeleri belirli kaidelerle tesbit edilmiştir. Türk Milletinin teşkilanması, Türk devletlerinin ve ordularının teşkilatlanması hep bu töre esaslarına göre olmuştur. Tarihte karşılaştığımız o büyük Türk Medeniyeti, Türk Töresi' nden, Türk zekasından Türk kabiliyetinden doğmuştur.
Türk Töresi: Evvela Türk Milletini sevmek ve Türk Milletinin kuvvetine, büyüklüğüne inanmak demektir.

Türk Töresi, yüksek vazife duygusu demektir. Türk Töresi, devlet hizmetinde, insanların münasebetlerinde millete hizmeti ve insanlara saygıyı esas alır. Türk töresi, büyüğe saygı küçüğe şefkat ve sevgi demektir.
Türk Milleti, ağırbaşlı, vakarlı, ciddi, çok konuşmayan, gerektiği zaman az ve öz konuşan, soğukkanlı olan, birden öfkelenmeyen, cesur, ahlaklı, azimli, sözüne ve vazifesine sadıktır.

Avrupa' da fertler karşılıklı münasebetlerinde "Türk sözü mü?" derler. Onlar Türk sözüne güvenileceğini bilmektedirler. Büyüğünün emrinden çıkmamak, küçüğe karşı sevgi, şefkat göstermek, onu itaat altında bulundurmak, hakka riayet etmek Türk Töresinin esas unsurlarıdır. Türkler bütün devletlerini bu töre ile kurmuşlar, töreyi bozunca da yıkılmışlardır.

EsKi Türklerde suç: "şerefi" suç: "şerefsiz suç" diye ikiye ayrılırdı.
Hanedan mensuplarına ölüm cezası verilince kendi yayının kirişi ile boğulurdu. Osmanlılar devrinde bile bu böyle olmuştur. Namussuzluğun, iffetsizliğin cezası ölümdü. O da okla şerefsizce öldürüldü. Türklere büyük kuvvet veren, onlarda disiplini sağlayan bu töre esasları olmuştur.

Kuvvet, birlik ve beraberlikten doğar. Milletimizin uğradığı bütün felaketler; birlik içinde yaşayamadığımızdandır. Törelere riayet etmeyerek, birbirimizi sevmememizden, birbirimizi çekememeliğimizdendir. Memeleket hizmeti, itiastsizliği, ihmalkarlığı, ciddiyetsizliği kabul etmez. Evvela kendimizi yoklayacağız. Bir Bozkurt, Bir Ülkücü olarak ruhen, karakter itiberiyle kendimizi yetiştirmemiz lazımdır. Bencillikten Türk Milleti, Türklük çok zarar görmüştür. Hepimiz Türk Milleti olarak bu bencillik duygusunu atmalıyız; atmalısınız. Hepiniz birbiriniz için olmalısınız.

Milletimizin kurtuluş ve yükselişi, fikirlerimizin tatbiki, bizim iktidarda olmamıza bağlıdır. Onun için gençliği, halkı kendimize bağlamalıyız. Kendimizi onlara sevdirmeliyiz. Sadakat, vefa, şefkat ve yardım duygusu, sevgi ve saygı aranızda geliştirmeniz icab eden en yüksek duygulardır. Bu duygular olmazsa mükemmel bir insanlık olmaz. Birbirimizle kaynaşmak için, diğer gençleri, vatandaşları kazanmak için her şeyden evvel insanları hafife almamayı, onları hor görmemeyi, kim olursa ona "insan" gözüyle bakmayı öğrenmeliyiz.

Bir Bozkurt, Bir Ülkücü her hareketi, davranışı, oturması, kalkması, konuşması ile Türk Milliyetçiliğinin, propagandasıdır. Kötü, yanlış hareketlerimizle insanları kndimizden nefret ettirmemeliyiz. Bir ülkücüye yaraşır şekilde hareket etmezsek hepimiz şahsımızda davamıza zarar vermiş oluruz. Türk Milleti, bize kötü hareketlerimizle "Şunlara bakın" "şu milliyetçi geçinenlere bakın" demesin. Biz, güzel hareketlerde bulunarak dedirtmeyin. Ülkücü gençleri tam bir Türk insanının örneği olarak görmek istiyorum. Ciddiyetinizi muhafaza etmeli ve cıvıtmamalısınız.
Müslüman Türk geleneğinde, kadına saygı vardır. Türk cemiyetinde kadının yeri, erkeğinin yanıdır. Türk kadını toplumumuzun faal bir unsuru, saygıdeğer bir varlığıdır.

Türk vakurdur. Kişi olarak, Bozkurt olarak bu olgunluğu elde etmezseniz, insanca vasıflarla varlığımızı süslemezseniz, memlekete beklenen faydayı vermesseniz, parasız hasta muayene etmeyen doktorlardan, çimento demir çalan mühendislerden olurusunuz.

Asla başkalarının işine karışmayın ve sır saklayın. Daima iyilik getirecek söz ve hareketlerde bulunun ve bunu adet edinin. Dinimiz dahi bazı ahvalde yalan söylemeyi serbest bırakmıştır. Doğruyu söylediğiniz zaman fitne fesat çıkacaksa, ortalık karışacaksa, yalan söyleyin demiştir. Gayet disiplini olmalısınız. Disiplin; Türk Töresine, ahlakına, kanunlarına, nizamlarına uymak, büyüğün küçüğün hakkına riayet etmek, hürmetkar olmaktır
13 Mar.
adsızha scritto:
Aşk Ölümcül Bir Hülyadır

Hülya tatlı bir andır
Süzülür dibine selvi ağaçlarının
Zambakların, sevda çimenlerinin.
Dağlarda duman duman tütüyor sıla
Sıla da garibin omuzlarına
Güvercin gibi konan
Sadağında mumçiçeği serzeniş
Mızrakları cazibesiyle kıran
Saçları darmadağın
Bitişik bir hicrandır.
Ne fettan sarayların
Bitişik cilvekar yalnızlığı
Ne de bezirganları küçümseyen sultandır.
Gezinir içimizde hülya tatlı bir andır.
Ne gün başımı alıp gitsen karanlıklara
Çıkıyor bir köşeden karşıma kelebekler
Onlar da bir derbeder gibi mahrum öteden
Onlar da tanyerine bakıp hülyayı bekler.
Beyhude hekimlerin ülkesinde bir şehir
Çıkmaz sokaklarını düşlerimize açan
Bir sahura yıldızı gibi göklerde uçan
Köpüksüz anıların sihriyle akan nehir
Varlığı bestenigar, yokluğun deniz gibi
Gönül,safkan bir vefa atlasında şahlanır.
Asil fırtınalarda kaybolan bir iz gibi
Çölde aşk suretinde bir ahu peydahlanır.
Kum,yaldızlı giysiler içinde meşhur güzel
Ay öper eğilerek çölün yanaklarını
Ufukların delisi, soluk bir deniz gibi
Bir sayeban altında yürür hazinesine
Kah takılır uzaktan bir belanın sesine
Kah yüzü yıldızlara benzeyen bir rüyadır.
Bin tepede bayrağı dalgalanır Leyla'nın
Oysa aşk,karanlıkta ölümcül bir hülyadır.
slm
cumanız mubarek olsun
allah yar ve yadımcınız olsun
hızır alehisselem yardımcınız olsun
hayırlı cumalar
saygılar
13 Mar.
adsızha scritto:
Seni seviyordum ve senin haberin yoktu.
Saçlarını izliyordum uzaktan,
burnun herkesten başkaydı işte.
gülen gözlerin vardı
Sen bilmiyordun, ben seni seviyordum.
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
her şeyi erteleyişim oluyordun
Ben seni seviyordum, bilmiyordun.
Sevinçlerim oluyordun arasıra,
sen hiç bilmiyordun ama
Sonra herhangi biri oldun
Bütün sevinçlerim bittikten sonra yüreğime bir hançer saplandı
Sonra bir gün uzaktan gördüm seni
Saçların İşte yine aynı... Kalbimi acıttın. Her zamanki gibi.
Ve sen yine bilmiyordun.
slm
hayırlı sabahlar
saygılar
11 Mar.